<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Diyarbakır&#039;ın İnternet Portalı &#187; Kültür Sanat</title>
	<atom:link href="http://www.diyarnet.com/Kategori/haberler/kultur-sanat/feed" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.diyarnet.com</link>
	<description>Diyarbakır için yapılmış haber kültür ve eğlence sitesi</description>
	<lastBuildDate>Wed, 29 Feb 2012 14:40:14 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
<xhtml:meta xmlns:xhtml="http://www.w3.org/1999/xhtml" name="robots" content="noindex" />
		<item>
		<title>Enver Aysever&#8217;den Yazgıcılar</title>
		<link>http://www.diyarnet.com/enver-ayseverden-yazgicilar.html</link>
		<comments>http://www.diyarnet.com/enver-ayseverden-yazgicilar.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 16:32:51 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Aysever'den Yazgıcılar haberi]]></category>
		<category><![CDATA[Enver Aysever'den Yazgıcılar oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarnet.com/enver-ayseverden-yazgicilar.html</guid>
		<description><![CDATA[Bir site düşünün. Adı ‘Gibi Site’. Sitede yaşayanlar kapitalizmin kendilerine yarattığı yazgıya teslim olmuş bir grup. Site sakinlerinin hemen hepsi birbirini gözetleyip Yazgıcılar’a ispiyonluyor. Sitede yaşayan bir de başkarakter, etliye sütlüye karışmayarak yaşananlara baş kaldıran E.A. var. Sevdiği yazarların kitaplarındaki &#8230; <a href="http://www.diyarnet.com/enver-ayseverden-yazgicilar.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Bir site düşünün. Adı ‘Gibi Site’. Sitede yaşayanlar kapitalizmin kendilerine yarattığı yazgıya teslim olmuş bir grup. Site sakinlerinin hemen hepsi birbirini gözetleyip Yazgıcılar’a ispiyonluyor. Sitede yaşayan bir de başkarakter, etliye sütlüye karışmayarak yaşananlara baş kaldıran E.A. var. Sevdiği yazarların kitaplarındaki sözcükler arasında yolculuk yapan, kendi dünyasında geçmişini sorgulayan bir ‘aydın’&#8230;Yukarıda anlattıklarım size de çok tanıdık gelmiyor mu? Enver Aysever işte bu hikayeyi ‘İzlenme, gözlenme, dinlenme çağında bir yalnızlık romanı’ alt başlığıyla yazdığı Yazgıcılar kitabında ele alıyor. Remzi Kitabevi’nden çıkan roman edebiyatseverlere çok kısa bir süre önce ‘merhaba’ dedi.</p>
<p>Biz de yazgı kavramını tartışmaya açan, mizahi yönlerin ağır bastığı, zaman zaman alaycı, zaman zaman ise sorgulayıcı ‘Yazgıcılar’ üzerine Enver Aysever’le bir söyleşi gerçekleştirdik ve birbirinden ilginç cevaplar aldık.</p>
<p>Yazgı kavramını tartışmaya açan kitabınız bugünün Türkiye’sini birebir mi anlatıyor?<br />
Yazar yaşadığı çağın tanığıdır. Yaşadığımız çağın tanıklığını çoğu zaman bilgiyle değil de bir olay örgüsü içerisinde sezgiyle ortaya koyarız.</p>
<p>Şöyle diyebiliriz korkunun telaşın romanı bir tarafıyla bu. Türkiye’de korku ve telaş kurumsallaşmış durumda üstelik de korkuyla yaşamak meşru görülüyor. Doğal olan bu. İçinizdeki korkunun azalması için bir sebep bulunmuyor. Korku doğal hale geliyor. Türkiye mi bu evet, değil mi değil aynı zamanda her yer.</p>
<p>Bu kitabı biraz mizahi bir dille anlatmanın sebebi gerçek hayatta yaşanan bu izlenme, dinlenme olaylarıyla alay etmek mi?<br />
İroni edebiyatın çok başvurduğu bir anlatım biçimi. Benim de en sevdiğim metinler, ironisi güçlü olan metinler. Bu kadar karanlık bir halin içerisindeyken tabi çok gülünç durumları da yaşıyoruz. Bu kimilerinin kara komedi dediği, bazen durum komedisine dönen halleri biz hayatın içerisinde yaşıyoruz. Kendimizi de bazen bunun içerisinde buluyoruz, ben karamsar bir metin yazdığımı düşünmüyorum dolayısıyla eğlenceli bir tarafı var.</p>
<p>İroniği ben seviyorum. Sevdiğim yazarlar da ironiği iyi kullanan yazarlar. ‘Yazgıcılar’ da ironik, alaycı bir roman.</p>
<p>“SÖZDE KİMLİĞİNİ GİZLİYORSUN AMA ÇIRILÇIPLAK ORTADASIN”</p>
<p>Peki Yazgıcılar ne tür bir kitap? Polisiye, dram…v.s.<br />
Polisiye değil. Ama şunu fark ettim, romanın içinde zaman zaman polisiye unsurlar da varmış gibi okuyan okurlar var. Ben bir polisiye kurgusu yapmadım ama o beklenti, o gerilim hali okuyucuya o hissi veriyor.</p>
<p>Ama kitabın türü hakkında şunu söyleyebilirim modern şizofreni dediğimiz bir kavram var, yani modernitenin üstüne bütün kurgularıyla geldiği bir durum. Bu kendi içerinde parçalanmış bir ruh hali, parçalanmış toplumsal yapı, parçalanmış bir doku oluşturuyor ve onun içinde baskı altında ezilen birey var ama bu aynı zamanda çok gülünç… </p>
<p>Aslında dinlenme korkusundan çok uzak insanlar da var. ‘Gibi Site’nin sakinleri Türkiye mi yoksa küçük bir Türkiye mi?</p>
<p>Birkaç yerden bakabiliriz buna. Bir tanesi elbette ki Türkiye, bu söylenceye kimi gırgır geçerek, kimi sahiden bu kaygıyı üreterek kapılmış durumda. Ama bir tarafından da bizim konuştuğumuz meselelerin tamamı biraz orta sınıf sorunlarıyla birlikte olan bir kentli yaşam biçimin getirildiği durum. Şunu biliyoruz; sokakta hepimiz yaşıyoruz yani bir bakkala, simitçiye gidiyoruz ‘ben dinleniyorum abi’ diyor mesela. Adama sorsan ‘seni niye dinlesinler?’ diye haklı tek bir gerekçe sayamaz. Hem dinlenmesini gerektirecek bir suçu yok hem öyle bir ideolojik zemini yok hem öyle bir örgütlü yapısı yok hem öyle bir siyasal bilinci yok.</p>
<p>Ama öteki tarafta da gönüllü irade devri var. Yani sen de yapıyorsun, ben de yapıyorum gibi. Mesela cep telefonu sürekli sinyal veriyor, o sinyalle nerde olduğunuz ne yaptığınız biliniyor ve bu konu hiç ilgilenmeyeceğini düşündüğümüz kişiler tarafından da bulunuyor. Google Map diye bir şey var ve senin iraden dışında dünyaya nerde olduğunu gösteriyor. Facebook, Twitter; oralarda kimliğini sözde gizliyorsun ama çırılçıplak ortadasın.</p>
<p>Kitaptaki yazgımızı yazanlar yani ‘Yazgıcılar’ı biraz tarif edebilir misiniz? Kimdir bunlar, bir örgüt mü, cemiyet mi, cemaat mi?</p>
<p>Aslında Yazgıcılar’ı sadece Türkiye gerçeğine indirgemiyorum.</p>
<p>İki tane temel yanıtım var burada. Biri, ABD artık ‘Big Brother’ değil. Büyük pay sahibi olduğu küresel şirketler bir yanıyla ‘Big Brother’ yani kapitalizmin sürekliliği. Dolayısıyla güç belki de herkesin kolektif ürettiği bir güç. Sahiden böyle kimseler olduğu gibi bu kimselerin olmayıp kavramsallaştırıldığı bir algı da var. İkincisi ise gerçekten kendi ülkelerimizde derin devlet dediğimiz ya da bağımsız bir egemen kuvvet, örgüt, cemaat, dernek&#8230; v.s. gibi insanların da olduğu bir olgu var.</p>
<p>‘Yazgıcılar’ niye dedim? Çünkü kader, alın yazısı bizim coğrafyamızda var olan bir durum. Alın yazısının tanrısal bir şey olduğunu düşünüyoruz. Bizim alın yazımızı dayatan, yazgımız üzerinde tasarruf da bulunan ve giderek gönüllü teslim olduğumuz bir yapı var. Doğru; ‘yazgıcıların’ bugünkü iktidar süreciyle birlikte daha muhafazakar bir biçim alabileceği gibi devletle iç içe olan bir oluşum olduğu için yarın ne olacağını da bilmiyoruz. </p>
<p>Belki yeni koalisyonlar kurulacak ve insanların kudretli olana boyun eğmesi, ondan kendisine güç devşirerek var olmaya çalışması da bir jurnalciler çağı doğuracak. İşte bu jurnalcilik çağı artık yazgıcıların da işini kolaylaştırıyor.</p>
<p>‘Gibi Site’ sakinleri gibi ileride bu kadar birbirini gammazlayan insanlar haline geleceğimize inanıyor musunuz?</p>
<p>Evet, bir yanıyla öyle. Birkaç soru sormamız lazım kendimize. Jurnalcilik Türkiye’de yeni mi? Osmanlı’dan bu tarafa jurnal kurumu var ve o zamanlar ayıplansa da bu bir siyaset tarzıydı. Şimdi ise benim çok nefret ettiğim bir söz var; her kurum kendi bacağından asılır. Toplumculuğa karşı bir laf. Birey olmakla bencil olmak arasındaki bir laf. Dolayısıyla birey olarak kendini kurtarmaya kalktığın zaman yanındakiyle, yoldaşlık, arkadaşlık fikrini çok kolay ihlal etmeye başlıyorsun.</p>
<p>Diğer bir taraftan ise gammazlama noktasında interneti görüyoruz, birisinin hayatına dair ondan hiç izin almadan çırılçıplak bilgilerini sunuyorsun. Ne yazık ki bunun meşru ve doğal olduğu bir durumdayız.</p>
<p>Üçüncü durum ise siyasal iktidarların güç devşirmesi meselesine karşı ürettiği tipler. 20 sene önce olmaz diyorduk, ama köşe yazarının ve gazetecinin da gammazcısı oluyor. Açık gammazcılar bunu ahlaki bir indirgeme ile kendilerine meşruiyet yaratarak yapıyor. Çok tiksindirici bir şey. ‘Yazgıcılar’ biraz da bunun romanı.</p>
<p>“BELKİ SEN DE ‘E.A.’LAŞACAKSIN”<br />
 </p>
<p>Romandaki ana karakterin adı E.A olarak geçiyor. Sizin isminiz, Enver Aysever’ in baş harfleri mi?<br />
Hiçbir yazar kendisini yazmaz. Ama hiçbir yazar kendisinin dışında bir şey de yazamaz.<br />
E.A. ben miyim? Değilim. E.A. ben miyim? Evet benim. Bir tarafıyla tüm bu kaygılar tüm bu baskılar altında gidip geliyorum. Belki de böyle bir gelecek seziyorum.</p>
<p>Bir yazar var bir de E.A.var. Okurla dertleşen hatta zaman zaman yazar da bir jurnalciliğe soyunuyor gırgıra alan bir tarafı da var. E.A.’yı böyle koymamın nedeni biraz okurla da didişmek gırgır geçmek ve onun da benle gırgır geçmesi için zemin yaratmak.</p>
<p>Ben de okura şunu sormak istiyorum: E.A. Sen misin? Sen olmadığından emin misin? Sen bütün bunları yaşamıyor musun? Kendi hayatında sen de sabah kalkıyorsun, arabanla benzinciye giriyorsun, kamera seni alıyor, çıkıyorsun iş yerine gidiyorsun kamera seni alıyor. E.A. değilsen de belki de E.A.’laşacaksın.</p>
<p>Sevdiğiniz yazarlardan bahseder misiniz?</p>
<p>Türk edebiyatında Orhan Kemal severim. Siyasal nedenlerden dolayı da Yusuf Atılgan’ı çok severim. Bir Melih Cevdet tutkunuyumdur. Sabah Birsel bayılırım ve elbette Oğuz Atay. Belki Oğuz Atay’ın kendisi roman kahramanı gibi olduğu için de çekici geliyor.</p>
<p>Dünya edebiyatına baktığımız zaman son dönemde beni en çok heyecanlandıran tekrar tekrar okuduğum yazar Milan Kundera. Umberto Eco’ ya, Kafka’ya bayılıyorum</p>
<p>Bu isimlerle kitaptaki E.A. karakterin okuyucuya okuduğu pasajlar aynı&#8230;<br />
Evet hepsi benim sevdiğim yazarlar. Onları özel seçtim.</p>
<p>Yazgıcılar’da E.A. bir aydın. Ve olan bitenden uzak duruyor. Peki günümüzde hapis yatan aydınlar da dahil aydınlar bu kadar masum mu?</p>
<p>Ben Türkiye’de okur yazarların, aydınların çok sevildiği kanaatinde değilim. Bir taraftan ne yazık ki her meseleden onları sorumlu tutan bir algı var. Bir taraftan da onların kusursuz olması gerektiği yönünde bir dayatma var. Yani okur-yazar olmak, meraklı olmak, korkusuz olmayı, en ahlaklı adam olmayı, en doğru adam olmayı getirmez.</p>
<p>Aydınlar çok da gönüllü olmadan bazen cesur olabilir yani vaziyet onu oraya taşıyabilir. Hal böyle olunca sürekli aydınla hesaplaşmak çok gülünç. Varlığından faydalanmıyorsan bunu yok etmeyi istemek niye?</p>
<p>“BENİ İZLEYEN BİRİ VARSA; GAYRİ AHLAKİ BİR ŞEY YAPIYORSUN”</p>
<p>İzlenme, gözlenme, dinlenme, kaygılarınız var mı?<br />
Ben televizyoncuyum dolayısıyla kendimi gönüllü olarak izlenmeci yapıyorum. Beni izlemek isteyenler izliyor. Ama izlenme dinlenme meselesinde benim bireysel olarak büyük bir kaygım olmasa da aslında herkesin kaygılanması gereken bir noktada olduğunu düşünüyorum. Çünkü burada üzerinde düşünmemiz gereken mahremiyet kavramı var ki önemli bir sorun.</p>
<p>Beni izleyen ya da dinleyen varsa onların da gayri ahlaki bir şey yaptığını bilmesini istiyorum. Çünkü bu çağın temel göstergelerinden bir tanesi de rollerin çok çabuk değiştiği. İzleyen ve dinleyen o anda izleniyor ve dinleniyor unutmasın.</p>
<p>Kitabı ya da bu röportajı okuyanlarda, size karşı olumsuz bir izlenim uyanır; paranoyak bu adam&#8230; vs. endişesi var mı?<br />
Bana şu ana kadar gelen ilk tepkilerden, eğlenceli bir hicivle karşı karşıya olduklarını, edebi lezzetin olduğunu ve biraz da aslında evhamla gerçekler arasında uyarıcı bir görev gördüğünü anlıyorum. Bunun bir evham durumu olabileceği gibi şizofrenik bir durumu gerçekliği de var tabii ki.</p>
<p>Kitabı okuyan kesimi anlatabilir misiniz?<br />
Televizyondan bilen bir grup, benimle kendisini ruhsal olarak örtüştüğü için zaten kitaba yöneliyor. Bir de benim köşe yazılarımı takip eden daha geniş bir kitle var. Yani hem üniversiteli hem çok ileri yaşta olan okuyucularım var.</p>
<p>Bir de bütün bunların dışında, bu kitapla birlikte benimle buluşan, izlenme, dinlenme, gözlenme çağında, ağırlıklı olarak beyaz yakalıların ve orta sınıf bulunduğu bir kitle var. Yani bu duygu üzerine düşünmüş ama daha düşüncelerini tam kristalize edememiş ve bunu bir edebi metin üzerinden duyumsamak isteyen var. Onları maillerde, kitap imza günlerinde görüyorum.</p>
<p>“BEN MAHREMİYETİ PAYLAŞTIM”</p>
<p>Genç kesimle aranız nasıl? Sizi seviyorlar mı?<br />
Hakkımda ‘içten biri’ olduğuma dair bir duygu oluştu ve bu durum çok hoşuma gidiyor.</p>
<p>Üniversitede ders verirken bu siyasal sistemin altında ezildiğini düşünen kitleler, eleştirdiğim için beni seviyordu. Mesela orda türban sorununa mağdur olan genç kızın bana acayip bir sevgisi olduğunu gördüm. Çünkü ben onun önünü açtım ve o mücadelenin içinde oldum, onlarla edebiyat konuştuk. Tabi Alevilerin de bir yakınlığı var. Özellikle ben Sivas davası sürecinde çok mücadele ettim. Aslında vicdanımızla ilgili sorunlarla karşı karşıya olduğumuz zaman her ezilenle yolumuz bir düşmeli.</p>
<p>Bu kitap niye okunmalı?<br />
Yazar olarak söyleyebilirim ki, Türk edebiyatına emek veren birisiyim. Okurumla buluşmak, eleştirilerini duymak hoşuma gidiyor. Öte yandan, hap bilgiler altında ezilen insanın demlenmeye ihtiyacı var. Ben onlarla bir yaratıyı paylaşıyorum. Haz duymak için okunmalı.</p>
<p>Ayrıca ben asık suratlı kitaplardan hoşlanmıyorum. Yazgıcılar, herkes için olan kitap mı bilmiyorum, ama okura ait duygusunu yaratacağını düşünüyorum. Çünkü ben bir mahremiyeti paylaştım<br />
 </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarnet.com/enver-ayseverden-yazgicilar.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Viyana&#8217;da bir çoban!</title>
		<link>http://www.diyarnet.com/viyanada-bir-coban.html</link>
		<comments>http://www.diyarnet.com/viyanada-bir-coban.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 16:32:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Viyana'da bir çoban! haberi]]></category>
		<category><![CDATA[Viyana'da bir çoban! oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarnet.com/viyanada-bir-coban.html</guid>
		<description><![CDATA[Avusturya’nın imparatorluk yıllarından miras kalan yılın en önemli sosyal etkinliği Viyana Opera Balosu’nun bu yılki kareografı Türk kökenli İsmet Özdek oldu. 16 Şubat’ta gerçekleşen 56’ıncı Viyana Opera Balosu’nun açılışında Özdek’in kareografisi ile 144 çift dans etti. Bingöl’de küçük bir köyde &#8230; <a href="http://www.diyarnet.com/viyanada-bir-coban.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Avusturya’nın imparatorluk yıllarından miras kalan yılın en önemli sosyal etkinliği Viyana Opera Balosu’nun bu yılki kareografı Türk kökenli İsmet Özdek oldu.</p>
<p>16 Şubat’ta gerçekleşen 56’ıncı Viyana Opera Balosu’nun açılışında Özdek’in kareografisi ile 144 çift dans etti. Bingöl’de küçük bir köyde dünyaya gelen Özdek, Viyana Opera Balosu’nun ilk Türk kökenli ve bugüne kadar ki en genç kareografı olarak tarihe adını yazdırdı. Özdek, imkansızlıklar içinden sıyrılarak nasıl tarihi bir başarıya imza attığını Milliyet’e anlattı.</p>
<p>Bingöllü beş çocuklu bir ailenin çocuğu olarak dünyaya gelen Özdek, 1979’da küçük bir köyde dünyaya geldi. Alt yapının neredeyse yok olduğu, elektriğin bulunmadığı köylerinde Özek ailesinin içme suları bir dere, buzdolapları ise kuytuda kalan karanlık bir odaydı. Özek’in babası hayvancılıkla uğraşıyordu. “Bingöl’de her çocuk bir an önce sorumluluk alırdı” diyen Özek ise çobanlık yapıyordu.</p>
<p>Önce çobanlık sonra boyacılık</p>
<p>Güneşin doğuşuyla işe başlayan Özek, çayırlarda saat yerine kullandığı bir ağacın gölgesine bakarak koyunları geri götürüyordu. Doğanın içinde güzel bir çocukluk geçirdiğini söyleyen Özdek’in hayatındaki ilk dönüm noktası 1986’da, 7 yaşındayken Bursa’ya taşınmaları oldu. Gündüzleri okula giden Özak, okul çıkışında ayakkabı boyacılığı yapıyordu.</p>
<p>İnşaat işçiliği ve elektrik işleri de yapan Özak, “Okul çıkışında para kazanmak için ne iş olusa yapıyordum” diyor. Özak’ın babası çocuklarına daha iyi bir gelecek sağlamak için yurtdışında iş arayışına girmişti. Önce 1984-1986 yılları arasında Libya’da Trablus’ta çalıştı. 1988 yılında ise Avusturya’ya giderek ailesini de yanına almak için hazırlıklara başladı. Avusturya’nın başkenti Viyana’da bulduğu ilk iş bulaşıkçılık olurken iki yıl boyunca çalışmasının ardından bir ev alacak kadar para biriktirdi. Böylece Özak, annesi ve kardeşleri ile birlikte 1990 yılında Viyana’ya taşındı.</p>
<p>‘Halay bile çekemezdim’</p>
<p>11 yaşındaki Özak, bambaşka bir dünyaya gitmiş gibiydi. Tek kelime Almanca anlamamasına rağmen okula başlamıştı. Sokakta yürümeye alışkın olmadığı için onu komşuları okula götürüyordu. Özak’ın hayatını değiştirenler de bu komşuları oldu. 1995 yılında Özak ailesinin komşuları, “Avusturyalıların arasına girmeniz için Almanca öğrenmeniz lazım. Kendi aranızda kalmaya devam ederseniz öğrenemezsiniz” diyerek Özak’ın da kendi çocukları ile beraber dans kursuna gitmesini önerdiler. “Hem dans öğrenirsin hem de Almanca” diyen komşuları Özak’ın kurs parasını da ödemeyi teklif etti.</p>
<p>Özak, “Bir kere girerim, sonra bir daha uğramam” diye düşünerek kursa başladı. “Ben halay bile çekemezdim” diyen Özak, ilk başta dansta pek iyi sayılmazdı. Ancak bir yandan dans etmeyi giderek daha fazla seviyor, bir yandan da dans kursu onun için aile haline geliyordu. “Beni ailelerindenmiş gibi benimsediler. Anlamam için yavaş konuşarak bana Almanca öğrettiler” diyen Özak hem dansta hem de Almanca konuşmakta giderek ilerledi. Özak, eğitimini dans akademisinde sürdürdü ve 2002’de dans eğitmeni olarak mezun oldu. Bir süre ders verdikten sonra 2007’de “Isi-dance” adıyla kendi dans okulunu kurdu.</p>
<p>Isi-dance, Avusturya’nın en başarılı dans okullarından biri haline gelirken bu yıl tarihi bir fırsat ile karşı karşıya geldiler. Daha önceleri her yıl aynı dans okulu ile çalışan Viyana Opera Balosu, son dört yıldır Avusturya’daki tüm dans okullarına çağrı yaparak seçmeler düzenliyordu. “Bu büyük bir yarış olduğu için önce çekindim” diyen Özak son başvuru tarihinden birkaç gün önce başvurusunu gönderdi. Başvurularda her dans okulu kareografi için düşündükleri fikirlerini yazıyorlardı. Özak, seçmelerde önce 12 okul arasına kaldı ve sonunda seçilen isim oldu.</p>
<p>Geleneklere sadık kaldı</p>
<p>Özak modern bir kareografi oluşturmak yerine Viyana Opera Balosu’nun geleneklerine sadık kalmayı tercih etti. 1930’lu ve 1940’lı yıllar ve monarşi kültürünü kareografisinin ana öğesi yaptı. Özak, bir Türk olarak Avusturya’nın simgesi niteliğinde olan Viyana Opera Balosu’nun kareografı seçilmesine dair çok olumlu tepkiler aldığını söyledi. Gazeteler Özak’a övgüler yağdırırken internet sitelerinde yer alan bu haberlere bazı okuyucuların “Opera Balosu artık Türk Balosu oldu”, “Türkler Viyana’yı fethedemediler, şimdi Opera’yı ele geçirdiler” gibi yorumlar yazdığını hatırlattı.</p>
<p>Ancak bu yorumları önemsemediğini söyleyen Özak, “Opera’nın yöneticileri bana ‘Sen kendine inan, Türkiye’den gelerek bunu başardın’ diyorlardı. Kareografimin Avusturya ve Opera Balosu kültürünü yansıttığını görünce herkes doğru seçimin yapıldığında hemfikir oldu” dedi. Siyasi liderlerin de kendini tebrik ettiğini anlatan Özak, “Hatta meclis başkanı bana ‘Türk olduğun için teşekkür ederim’ dedi” diye konuştu.</p>
<p>Genç sanatçı eleştirmenlerin de beğenisini kazanmayı başardı.</p>
<p>Avusturya’nın simgesi</p>
<p>Avrupa’nın en ünlü ve görkemli balosu olan Viyana Opera Balosu, Avusturya kültürünün simgesi olarak görülüyor. Viyana Opera Balosu’nun kökenleri Avusturya-Macaristan İmparatoru Franz Joseph’in 1877’de Opera Sarayı’nda bir balo düzenlenmesini istemesine dayanıyor. Avrupa’da yaşanan savaşlar nedeniyle sık sık ara verilmek zorunda kalınsa da Viyana Opera Balosu 1935’te düzenli olarak gerçekleştirilmeye başlandı.</p>
<p>İkinci Dünya Savaşı nedeniyle bir kere daha ara verilmek zorunda kalındı. Balo, her yıl Hıristiyan dünyasında 40 gün süren oruç döneminin başlangıcı olarak bilinen ‘Kül Çarşamba’ günü öncesindeki perşembe günü gerçekleştiriliyor.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarnet.com/viyanada-bir-coban.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Taviani kardeşler ödülü aldı</title>
		<link>http://www.diyarnet.com/taviani-kardesler-odulu-aldi.html</link>
		<comments>http://www.diyarnet.com/taviani-kardesler-odulu-aldi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 16:32:48 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Taviani kardeşler ödülü aldı haberi]]></category>
		<category><![CDATA[Taviani kardeşler ödülü aldı oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarnet.com/taviani-kardesler-odulu-aldi.html</guid>
		<description><![CDATA[Berlin Film Festivali&#8217;nde Altın Ayı ödülünü yönetmenliğini Paolo ve Vittorio Taviani kardeşlerin yaptığı Sezar Ölmeli filmi aldı. 62. Berlin Film Festivali&#8217;nde &#8220;Altın Ayı&#8221; ödülünü, yönetmenliğini rejisör kardeşler Paolo ve Vittorio Taviani&#8217;nin yaptığı &#8221;Cesare deve morire&#8221; (Sezar Ölmeli) adlı film kazandı. &#8230; <a href="http://www.diyarnet.com/taviani-kardesler-odulu-aldi.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Berlin Film Festivali&#8217;nde Altın Ayı ödülünü yönetmenliğini Paolo ve Vittorio Taviani kardeşlerin yaptığı Sezar Ölmeli filmi aldı.</p>
<p>62. Berlin Film Festivali&#8217;nde &#8220;Altın Ayı&#8221; ödülünü, yönetmenliğini rejisör kardeşler Paolo ve Vittorio Taviani&#8217;nin yaptığı &#8221;Cesare deve morire&#8221; (Sezar Ölmeli) adlı film kazandı.</p>
<p>Jüriden yapılan açıklamada, &#8221;Sezar ölmeli&#8221; filminin en iyi film seçildiği belirtildi. Böylece 8. kez bir İtalyan filmi &#8221;Altın Ayı&#8221; ödülünü almış oldu.</p>
<p>En iyi kadın oyuncu dalında &#8221;Gümüş Ayı&#8221; ödülü Kongolu oyuncu Rachel Mwanza&#8217;ya verildi. Mwanza, Kanadalı rejisör Kim Nguyen&#8217;in &#8220;Rebelle&#8221; (Militan) adlı filmindeki rolüyle ödülün sahibi oldu.</p>
<p>En iyi erkek oyuncu dalında ise &#8221;Gümüş Ayı&#8221; ödülü, Nikolaj Arcel&#8217;in &#8221;Kraliçe ve doktoru&#8221; adlı filmindeki Danimarka Kralı 7. Christian&#8217;ı canlandırdığı rolüyle Danimarkalı oyuncu Boe Folsgaard&#8217;a verildi.</p>
<p>En iyi film dalında &#8221;Sadece Rüzgar&#8221; (Csak a szel) adlı Macar filmi &#8221;Gümüş Ayı&#8221; ödülüne layık görüldü. Bir Macar köyünde yaşayan çingenelere yönelik bir cinayet serisinin konu edildiği filmin yönetmeni Bence Fliegauf da Jüri Büyük Ödülünü aldı.</p>
<p>Alman kameraman Lutz Reitemeier de &#8221;Beyaz Geyiğin Ülkesi&#8221; (Bai Lu Yuan) adlı Çin filmindeki sanatsal çalışmasından dolayı &#8221;Gümüş Ayı&#8221; ödülüne layık görüldü.</p>
<p> </p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarnet.com/taviani-kardesler-odulu-aldi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Erdoğan&#8217;dan tam not</title>
		<link>http://www.diyarnet.com/erdogandan-tam-not.html</link>
		<comments>http://www.diyarnet.com/erdogandan-tam-not.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 16:32:46 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan'dan tam not haberi]]></category>
		<category><![CDATA[Erdoğan'dan tam not oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarnet.com/erdogandan-tam-not.html</guid>
		<description><![CDATA[Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, merakla beklenen “Fetih 1453” filmini evine gönderilen kopyasından izledi. Başbakan’ın filmi beğendiği öğrenildi. İstanbul’un fethini konu alan ve yapımcının 17 milyon dolarlık bütçesi olduğunu söylediği “Fetih 1453” filmi, dün saat 14.53’te vizyona girdi. Başbakan Recep Tayyip &#8230; <a href="http://www.diyarnet.com/erdogandan-tam-not.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, merakla beklenen “Fetih 1453” filmini evine gönderilen kopyasından izledi. Başbakan’ın filmi beğendiği öğrenildi.</p>
<p>İstanbul’un fethini konu alan ve yapımcının 17 milyon dolarlık bütçesi olduğunu söylediği “Fetih 1453” filmi, dün saat 14.53’te vizyona girdi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, merakla beklenen filmi herkesten önce izledi. Yapımcılığını ve yönetmenliğini Faruk Aksoy’un üstlendiği filmin bir kopyası, geçtiğimiz pazar günü Başbakan Erdoğan’ın evine gönderildi. Başbakan’ın, evinde izlediği filmi beğendiği açıklandı.</p>
<p>16 bin figüran</p>
<p>Faruk Aksoy, “Sinemaya vefa borcumu ödemek için ‘Recep İvedik’lerden kazandıklarımın neredeyse tamamını yatırdım” dediği “Fetih 1453” filmi hakkında ilginç ayrıntılar verdi. “Fetih, sadece bizleri değil, dünya tarihini ilgilendiren bir olay. Ortaçağ’ı kapatıp Yeniçağ’ı açtı” diyen Aksoy, filmde 16 bin yardımcı oyuncunun rol aldığını ve oyuncuların kıyafetleri için 44 bin metrekare kumaş kullanıldığını söyledi.</p>
<p>Ünlü yapımcı ayrıca, 5 bin metrekarelik kapalı stüdyoda dekor hazırlandığı, özel olarak 10 bin silah ve silah aksesuvarı üretildiğini açıkladı. Devrim Evin, İbrahim Çelikkol, Dilek Serbest, Recep Aktuğ, Erden Alkan’ın yanı sıra geniş bir oyuncu kadrosunun rol aldığı filmin senaryosu İrfan Saruhan ve Atilla Engin’in imzasını taşıyor. Filmin müzikleri ise Benjamin Wallfisch tarafından hazırlandı.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarnet.com/erdogandan-tam-not.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Usta oyuncu hastaneye kaldırıldı</title>
		<link>http://www.diyarnet.com/usta-oyuncu-hastaneye-kaldirildi.html</link>
		<comments>http://www.diyarnet.com/usta-oyuncu-hastaneye-kaldirildi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 16:32:45 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Usta oyuncu hastaneye kaldırıldı haberi]]></category>
		<category><![CDATA[Usta oyuncu hastaneye kaldırıldı oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarnet.com/usta-oyuncu-hastaneye-kaldirildi.html</guid>
		<description><![CDATA[Keloğlan filminin başrol oyuncusu tiyatro sanatçısı Rüştü Asyalı, hastaneye kaldırıldı Türk sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Keloğlan filminin başrol oyuncusu Rüştü Asyalı,aniden rahatsızlanarak Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Hastanesi&#8217;ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Rüştü Asyalı, Nazım Hikmet’in yazdığı “Memleketimden &#8230; <a href="http://www.diyarnet.com/usta-oyuncu-hastaneye-kaldirildi.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Keloğlan filminin başrol oyuncusu tiyatro sanatçısı Rüştü Asyalı, hastaneye kaldırıldı</p>
<p>Türk sinema tarihinde önemli bir yere sahip olan Keloğlan filminin başrol oyuncusu Rüştü Asyalı,aniden rahatsızlanarak Yakın Doğu Üniversitesi (YDÜ) Hastanesi&#8217;ne kaldırılarak tedavi altına alındı.</p>
<p>Rüştü Asyalı, Nazım Hikmet’in yazdığı “Memleketimden İnsan Manzaraları&#8217;ndan 11 Tablo&#8221; oyununda rol almak üzere KKTC&#8217;ye gitmişti.</p>
<p>Ankara Radyosu&#8217;nda Çocuk Saati programında canlandırmaya başladığı &#8220;Keloğlan&#8221; oyunları ile dinleyicinin beğenisini kazanmasının ardından film yapımcılarının önerisiyle sinemaya ilk adımı attı</p>
<p>1971-1975 yılları arasında dört &#8220;Keloğlan&#8221; filminde rol aldı Ardından çalışmalarını &#8220;Yaman Delikanlı&#8221; ve &#8220;Dangalak&#8221; adlı filmlerle sürdürdü Ankara&#8217;da &#8220;Oyuncular Birliği&#8221; özel tiyatro topluluğunun kurucuları arasında yeraldı1970 yılından günümüze kadar Devlet Tiyatroları&#8217;nda oyuncu ve yönetmen olarak görev yaptı</p>
<p>&#8220;Keşanlı Ali Destanı&#8221;, &#8220;Fil Adam&#8221;, &#8220;Düşler Yolu&#8221; ve &#8220;Azizname&#8221; adlı oyunlardaki rolüyle büyük başarı sağlayan sanatçı, &#8220;Kanlı Nigar&#8221;, &#8220;Ah Şu Gençler&#8221;, &#8220;Ölümsüzler&#8221;, &#8220;Yunus Diye Göründüm&#8221; ve &#8220;Soruşturma&#8221; adlı oyunların yönetmenliğini yaptı</p>
<p>Özel tiyatrolarda da konuk yönetmenlik çalışmaları yapan Rüştü Asyalı, Pamukbank Çocuk ve Gençlik Tiyatrosunda &#8220;Masal Var-Masalcık Var&#8221;, &#8220;Ah Şu Gençler&#8221;, Nisa Serezli-Tolga Aşkıner Tiyatrosunda &#8220;Ah Şu Gençler&#8221; isimli eserleri gerçekleştirdi</p>
<p>
 </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarnet.com/usta-oyuncu-hastaneye-kaldirildi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Protokol imzalandı !</title>
		<link>http://www.diyarnet.com/protokol-imzalandi.html</link>
		<comments>http://www.diyarnet.com/protokol-imzalandi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 16:32:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Protokol imzalandı ! haberi]]></category>
		<category><![CDATA[Protokol imzalandı ! oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarnet.com/protokol-imzalandi.html</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yenilenmesi için düğmeye basıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sabancı Grubu arasında protokol imzalandı. İmza öncesi, Bakan Günay ve Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, Beyoğlu Atlas Pasajı’ndaki İl Kültür Müdürlüğü’nde basının karşısına çıktı. SABANCI’DAN &#8230; <a href="http://www.diyarnet.com/protokol-imzalandi.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk Kültür Merkezi’nin (AKM) yenilenmesi için düğmeye basıldı. Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Sabancı Grubu arasında protokol imzalandı. İmza öncesi, Bakan Günay ve Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, Beyoğlu Atlas Pasajı’ndaki İl Kültür Müdürlüğü’nde basının karşısına çıktı.</p>
<p>SABANCI’DAN DESTEK</p>
<p>AKM’nin tarihçesini anlatan ve mahkeme kararıyla durdurulan restorasyon çalışmaları hakkında bilgi veren Kültür ve Turizm Bakanı Günay, &#8220;Uğurlu bir adım atmaya çalışıyoruz&#8221; dedi. AKM için basit bir tadilatla yetinilmeyeceğini, köklü bir elden geçirme işlemi yapılacağını söyleyen Bakan Günay, &#8220;Bizim bir destek arayışımız vardı. Bir sponsorluk arayışımız vardı. Güler Sabancı’ya başvurduk. Sabancı Vakfı kültür yaşamına katkıları olan bir kuruluş. Bakanlığımıza daha önce Adana’da, Malatya’da, Maraş’ta, Kocaeli’nde Kültür Merkezi yapmışlardı. Atatürk Kültür Merkezi’ne yapım ortağı olarak katılacaklar&#8221; diye konuştu.<br />
Bakan Günay, bu katkının karşılığı olarak bir salona Sabancı isminin verileceğini sözlerine ekledi.</p>
<p>30 MİLYON TL KATKI</p>
<p>AKM’nin yenileme çalışmalarına 30 milyon TL’lik katkı sağlayacak olan Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı ise &#8220;Bakanımızdan bir teklif gelince, böyle bir teklifle ilgilenmeden duramazdık. AKM’nin hepimizin hayatında önemli yeri var. Cumhuriyet tarihimizin sanat ve kültür hayatının merkezi olan bu binanın yeni teknolojilerle donanarak, ses ve ışık düzeniyle ama eskisine sadık kalarak yeniden İstanbul sanat severleriyle buluşmasına katkımız olacağı için grubumuz adına gurur duyuyoruz&#8221; şeklinde konuştu. Sabancı ses ve ışık teknolojisini yenileyecekleri salonlardan birine Sabancı Operası adının verileceğini de sözlerine ekledi.</p>
<p>ADI ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ OLARAK KALACAK</p>
<p>AKM’nin yenilendikten sonra da Atatürk Kültür Merkezi adını taşıyacağını özellikle vurgulayan Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, yapıma karşı çıkanların dile getirdiği AKM alışveriş merkezi olacak görüşlerinin artık geride kalan bir tartışma olduğunu söyledi. Günay, Mart sonunda ihale için düğmeye basılacağını ve yapımın 2013, 29 Ekim’ine yetiştirileceğini de aktardı. Günay, toplam maliyet kosununda bilgi vermesinin doğru olmayacağını ancak yeterli kaynaklarının olduğunu da sözlerine ekledi.</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarnet.com/protokol-imzalandi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>3.2 milyon kişi gezdi</title>
		<link>http://www.diyarnet.com/3-2-milyon-kisi-gezdi.html</link>
		<comments>http://www.diyarnet.com/3-2-milyon-kisi-gezdi.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 16:32:43 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[3.2 milyon kişi gezdi haberi]]></category>
		<category><![CDATA[3.2 milyon kişi gezdi oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarnet.com/3-2-milyon-kisi-gezdi.html</guid>
		<description><![CDATA[Geçtiğimiz yıl en çok ziyaret edilen müze Ayasofya olurken, elde edilen gelir de son 10 yılda 9.7 kat artarak 254 milyon liraya ulaştı. Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müze ve ören yerlerini 2011&#8242;de ziyaret edenlerin sayısı bir önceki yıla göre &#8230; <a href="http://www.diyarnet.com/3-2-milyon-kisi-gezdi.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçtiğimiz yıl en çok ziyaret edilen müze Ayasofya olurken, elde edilen gelir de son 10 yılda 9.7 kat artarak 254 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>Kültür ve Turizm Bakanlığına bağlı müze ve ören yerlerini 2011&#8242;de ziyaret edenlerin sayısı bir önceki yıla göre yüzde 10 artış göstererek yaklaşık 28.5 milyon oldu.</p>
<p>Geçen yıl en çok ziyaret edilen müze Ayasofya olurken, ören yerleri arasında İzmir Efes birinci sırada yer aldı. Müze ve ören yerlerinden elde edilen gelir de son 10 yılda 9.7 kat artarak 254 milyon liraya ulaştı.</p>
<p>AA muhabirinin Kültür ve Turizm Bakanlığından edindiği bilgilere göre, Türkiye&#8217;de kültür turizmi algısının yerleşmeye başlaması, müze ve ören yeri ziyaretçi grafiğine de yansıdı.</p>
<p>Verilere göre, 2002&#8242;de yaklaşık 7.5 milyon olan ziyaretçi sayısı 2011&#8242;de 3.8 kat artarak 28 milyon 462 bin 893 oldu. Müze ve ören yeri ziyaretinde 2010 ile 2011 karşılaştırıldığında yüzde 10&#8242;luk artış yaşandı.</p>
<p>Ayasofya, ziyaretçilerin gözdesi<br />
2011&#8242;de en çok ziyaretçi İstanbul Ayasofya Müzesi&#8217;ne geldi. Yaklaşık 3 milyon 200 bin kişi, Ayasofya Müzesi&#8217;ni ziyaret etti. Ayasofya Müzesi&#8217;ni 3 milyon 24 bin 152 ziyaretçi ile İstanbul Topkapı Sarayı Müzesi izledi.</p>
<p>2011&#8242;de en çok ziyaret edilen müzeler ve ziyaretçi sayıları sırasıyla şöyle:</p>
<p>&#8221;Konya Mevlana Müzesi 1 milyon 735 bin 424, Antalya Noel Baba Müzesi 587 bin 692, İstanbul Kariye Müzesi 387 bin 481, İstanbul Arkeoloji Müzesi 382 bin 148, Nevşehir Hacıbektaş Müzesi 362 bin 307, Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi 317 bin 277, Muğla Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi 292 bin 538, İzmir Efes Müzesi 291 bin 713.&#8221;</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarnet.com/3-2-milyon-kisi-gezdi.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Aranan sponsor bulundu</title>
		<link>http://www.diyarnet.com/aranan-sponsor-bulundu.html</link>
		<comments>http://www.diyarnet.com/aranan-sponsor-bulundu.html#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 20 Feb 2012 16:32:41 +0000</pubDate>
		<dc:creator>admin</dc:creator>
				<category><![CDATA[Kültür Sanat]]></category>
		<category><![CDATA[Aranan sponsor bulundu haberi]]></category>
		<category><![CDATA[Aranan sponsor bulundu oku]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.diyarnet.com/aranan-sponsor-bulundu.html</guid>
		<description><![CDATA[Atatürk Kültür Merkezi küllerinden doğuyor! Merkezin restore edilmesine yönelik aranan sponsor bulundu. 2008 yılından bu yana kapalı olan ve &#8216;yıkıldı yıkılacak&#8217; söylentileri nedeniyle geleceği belirsiz kalan AKM&#8217;nin eski günlerine dönmesi için düğmeye basıldı. Tarihi miras Atatürk Kültür Merkezi için Kültür &#8230; <a href="http://www.diyarnet.com/aranan-sponsor-bulundu.html">Okumaya devam et <span class="meta-nav">&#8594;</span></a>]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Atatürk Kültür Merkezi küllerinden doğuyor! Merkezin restore edilmesine yönelik aranan sponsor bulundu.</p>
<p>2008 yılından bu yana kapalı olan ve &#8216;yıkıldı yıkılacak&#8217; söylentileri nedeniyle geleceği belirsiz kalan AKM&#8217;nin eski günlerine dönmesi için düğmeye basıldı. Tarihi miras Atatürk Kültür Merkezi için Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay&#8217;ın çabaları nihayet sonuç verdi.</p>
<p>Merkezin restore edilmesine yönelik aranan sponsor bulundu. AKM&#8217;yi üstlendiği sosyal sorumluluklarla Türkiye&#8217;ye birçok değer kazandıran Sabancı Vakfı aslı uygun olarak restore edecek. Bu konudaki anlaşma dün akşam sağlandı.</p>
<p>Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı ile Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, bugün AKM&#8217;nin hayata dönüş projesine imza atacak.</p>
<p>Tarihi bina, böylece yeniden kültür ve sanat etkinliklerine ev sahipliği yapacak.</p>
<p> </p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.diyarnet.com/aranan-sponsor-bulundu.html/feed</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

